20/09/2013
İsmail Özcan Bey'in ardından...
Denizli'nin Çivril ilçesinde ortağı Bayram Acar Bey'in tek başına imal edip elle sardığı damla sakızlı çikleti marka haline getiren İsmail Özcan'ın birlikte kurduğu Baycan firması, bugün 35 bin metrekarelik alanda üretim yapıyor.
Her firmanın belki kendisine göre ilginç hikayesi vardır. HP'nin garajda kurulduğunu, Google'nin iki üniversite öğrencisinin kurduğunu, Hyundai'nin 10 bin dolar sermaye ile kurulduğu gibi enteresan kuruluş hikayeleri duymuşsunuzdur. Bizim bu sayıdaki hikayemiz de, en az onlar kadar; hatta bu hikayelerden çok daha enteresan bir kuruluş ve gelişme hikayesi…
Dergimizin bu ilk sayısında, Türk ciklet sanayiinin öncü firmalarından Baycan'ın iki kurucu ortağından şu an hayatta olan İsmail Özcan Bey ile görüştük. Bugün 80 yaşını aşmış tecrübeli bir işadamı olan İsmail Bey, firmanın Haramidere E–5 üzerindeki merkezinde bizleri misafir ederek sorularımızı samimi bir atmosferde cevaplandırdı. Kendisiyle, ilk damla sakızı nasıl yaptıklarından iyi ortaklık sırlarına; imalattan pazarlamaya, eğitim gönüllülüğüne kadar aklımıza gelen hemen her şeyi konuştuk. Elbette bu birkaç saatlik sohbet ile bütün hayatını, tecrübelerini dinlememiz mümkün olmadı… Fakat bu kısa zaman diliminde konuşulabilecek, aklımıza gelen her şeyi konuşmaya çalıştık.
Bizim keyifle gerçekleştirdiğimiz ve dersler çıkardığımız bu sohbeti, sizin de ilgiyle okuyacağınızı ümit ediyoruz.
İsmail Bey, bu işe nasıl başladınız?
Çivril'in Bozdağ köyünde 1953 yılında,160 lira sermaye ile ticarete başladım. Bu paranın 25 lirasıyla lüks (Tüpgazla çalışan bir aydınlatma cihazı), 50 lirasıyla da televizyon aldım ve bir kahvehane açtım. Kahvehane ile birlikte köyün yumurtasını da toplayıp satmaya başladım. Akşama kadar köyde tarla işlerinde çalışır, akşam üzeri de kahvehaneyi açardım.
Bu şekilde başladınız…
Evet.. Çerçilik, seyyar satıcılık yaptım. Akşama kadar 150 liralık ticaret yaptım mı yeter, diyordum. Sonra köylünün ihtiyacı olan her şeyi satmaya başladım.
Çivril'e ne zaman geldiniz?
1958 yılında 2 bin lira sermaye ile Çivril'de dükkan açtım.
İşi büyütünüz..
Evet…
Peki, ciklet işine nasıl girdiniz? Aslında ciklet sizin ilk işiniz değil.
Bayram bey sakız yapıp pazarlarda, trenlerde satarmış. Ben de sakız satıyordum dükkanımda; bana da getirdiler. Sakızı alıp çiğnedim. Çok beğendim. Sonra yanına gittim, tanıştık. Yaptığı sakızları satmaya başladım. Hatta 10 bin liralık bir de sözleşme yaptık.
Niçin?
Benden başkasına sakız satmayacaksın, diye.
Peki Bayram Bey, bu sakız işini aileden mi öğrenmiş acaba?
Hayır. Bayram bey, askerden geldikten sonra köyden civar şehirlere çalışmaya, karpuz alıp satmaya gidermiş. Yine karpuz almak için Antalya'ya gittiğinde parası bitmiş. Kaldığı hana (otel) da 27 günlük borcu birikiyor. Cebinde 25 kuruşu var. Yarım ekmek alıyor. O zamanlar 22–25 yaşlarında. Bir taraftan da parka doğru yürüyor. Bu sırada elini açmış ve; "Ya rabbi, sen beni bilirsin. Bana bir iş ver, beni kötü yollara sevk etme." demiş. Hana döndüğünde, yeni gelen bir gençle tanışmış. Gencin 29 lira sermayesi ile kağıt çiçek yapıp satmaya başlamışlar. Bayram Bey, grapon kağıdından çiçek yaparmış, o genç de satarmış.
O genç, sakız yapmasını da bilirmiş. "Sen çiçek yapmasını biliyorsun, ben e sakız yapmasını. Sen bana çiçek yapmasını öğret, ben de sana sakız yapmasını öğreteyim." demiş. Bayram Bey ona çiçek yapmasını öğretmiş, o da Bayram Bey'e damla sakızı yapmasını öğretmiş. Bir gün otele gelirken 2–3 kilo ciklet mayası, yarım kilo parafin, 250 gram damla sakız almışlar. Sakız imalatı için de pompalı bir gaz ocağı ile alüminyum bir tencere almışlar. Otele geldiklerinde tencerede eritip sakız yapmaya başlamışlar. Bayram bey sakız işini böyle öğrenmiş.
Daha sonra…
Birkaç yıl bu işi yapmışlar. Fakat annesi onun sürekli ayrı olmasını istememiş; "Oralarda çok çalıştın. Ya Dinar'a gidelim, ya da Çivril'e." diyor. Bayram Beyler bu dönemde Bozdağ köyündeler.
Bayram bey, öksüz ve yetim kalmış… Bayram bey daha sonra, Çivril'de çarşı pazarda, trenlerde sakız satmaya başlamış.
Ortaklığınız nasıl oldu?
Bayram bey imalathanede sakız yapardı, ben de satardım. Yeşil Çivril adıyla şekersiz damla sakız yapıp satmaya başladık. Elle yapıyorduk ve sarıyorduk.
Mal alanlara bir kutu da sakız hediye ettik. Çivril'de 3 ay bu sakızı denedik. Sonra, "Çivril'de olan Denizli'de de olur" dedik; 3 ay sonra Denizli'ye gittik. Tanıdıklarımıza verdik.
Zorluklarla karşılaşmadınız mı?
Kolay olmadı. Bazıları bunun resmi yok, derdi. Antalya'da 16 kişiye gittim, hiç satamadım. En son şişman birisi bir sakız çiğneyip, "Ben bunu satarım." dedi. Antalya'da ilk ona vermeye başladık ve tamam, dedim… Sonra diğerleri de mektup yazıp istediler.
Mektup mu?
Mektup… O zaman şimdiki gibi telefon yok. Telgraf ve mektup. Birisi de ben gittikten sonra telgrafla 300 paket sakız istedi; bugünün 3 bin paketi. O telgrafı 3 yıl yanımda gezdirdim, gittiğim müşterilere gösterdim.
Pek çok ilginç hatıranız vardır..
Elbette. Bir keresinde Aydın'da bir müşterimiz malımızı almamış. Bizim satış memurları gittiğinde, içeri almamışlar. Bu müşteri sonra bizden ciklet istedi. Ben de ziyaretine gittim. Dükkanından içeri girdim, masanın üzerinde bizim yeşil kutudaki sakızlara baktım. Bizim yeşil kutulu sakızlar hep masasında. "Beni tanır mısın bakalım?" dedim.
"Tanımam. Ama şu cikletlere "Benim." der gibi bakıyorsun. Sahibi olmayasın?" dedi. "
Evet benim. Bizim memuru içeriye almamışsın." dedim.
Beni depoya götürdü. Deposu satılmayan cikletlerle doluydu.
"Bundan sonra sadece senin sakızı satacağım." dedi.
İstanbul nasıl oldu? Satış ve gelişiniz?
Kolay olmadı tabi. İstanbul'a gittim. Bizim cikletlerimiz resimsizdi. Bazıları bunun resmi yok, dedi. Sonra bir Antepli'ye verdik. Daha sonraları İstanbul'da Yahudi bir müşterimiz oldu. Ben İstanbul'a geldiğimde, hep evine götürürdü. Başkasına mal vermeyeyim diye, işlerimi hallederdi; başka kimseyle irtibat kurmayayım diye.
Talepler artınca ne yaptınız?
1966 yılında İsmail Özcan Bayram Acar Kolektif Şirketi'ni kurduk. 1970'te Çivril'de 400 bin lira vergi verdik. Bütün Çivril'in vergisi o kadar değildi. Bir müşteri benden mal aldı mı, başka yere gitmezdi.
Daha sonra…
Biz iki kişiydik. 22 sene götürdük, 22 sene tek kalem çalıştık. Damla sakızı yapıp elle kağıda sarıyorduk. Çivril, Denizli, Ege… Bütün bölgeleri gezdik. Bayram Bey rahmetli sakız yapardı, ben satardım. Türkiye'de pazar oluşturduk. 60 kişi çalışıyordu son zamanda.
İstanbul'a gelişiniz nasıl oldu peki?
1969'da otobüse bindik geldik. Küçükçekmece'de 1972 yılında 150 kişiyle başladık. Bir sene sonra 300 kişi oldu. 400, 500, 600'e kadar çıktı işçiler.
Üretimi elle yapıyorsunuz değil mi?
Evet. 1976'da el işi olmayacak, dedik ve Almanya'dan iki makine aldık. Anonim şirket olduk. 1978 yılında tamamıyla otomasyona geçtik. Türkiye'nin her yanında malımız tutuldu; rakip yoktu.
O zaman da bugünkü gibi büyük firmalar yok muydu?
Olmaz mı? O zaman da büyük firmalar vardı. Karşımıza rakip çıkmadı. Allah'ın hikmeti.
Ben o zamanki televizyon reklamlarını hatırlıyorum. "Pışık; Özcan cikletim benim." diye çizgi karakter bir kız çıkardı reklamlarda. Sonra davullu zurnalı Bayram cikleti reklamını unutmuyorum…
Evet.. Özcan, Yeşil Çivril, Bayram markalarıyla ciklet yapıyorduk. Sonra Bayram Bey'in Bay'ı, Özcan'ın Can'ı ile Baycan'ı çıkardık. Şirketin ismi de böyle oluştu.
Biz o zaman bir reklam yapardık, millet sıraya girerdi. Rakibimiz yoktu.
Şimdi Baycan'ın bulunduğu Haramidere'ye ne zaman geldiniz?
Zamanla işimiz sığmadı Küçükçekmece'ye. 1988 yılı eylül ayında Bayram Bey, trafik kazasında vefat etti. 1988 Kasım'ında buraya geldik.
Burası epeyce büyük..
Bu fabrikanın 35 bin metrekare kapalı alanı var. Köyde bu kadar arazimiz yok…
Siz ülkemizde örnek ortaklık yaparak kurulmuş ve büyümüş; halen de aynı şekilde üretimine devam eden bir şirketin yönetim kurulu başkanısınız. Diğer otağınız Bayram Bey, 19 yıl önce vefat etti. Siz onun çocuklarıyla ortaklığa devam ettiniz. Bu örnek ortaklığın sırları nelerdir?
Samimiyet, dürüstlük, çalışmak, paylaşmak… Biz öyle bir şekilde çalıştık ki, baba–oğul öyle çalışmazdı. Biz Bayram Bey'le benden başkasına sakız satmaması için sözleştiğimizden sonra; benden çok zenginler geldi sakız almak için.
Fakat o benden başka kimseye sakız yapmadı.
Ben kendime ne alsam, kendisine de aynısını alırdım. Mesela ben 300 bin liraya yazlık aldım. Bayram Bey'e de alabileceğini söyledim. O da sonra başka bir şey aldı.
Zam yapılacağı zaman, Bayram Bey çok hassastı. Elimizdeki ham medde stoku bitmeden zam yapmazdık. Vergimizi tam öderdik..
Vergiye çok dikkat ediyorsunuz.
Vergi kul hakkı gibidir. Vergimizi her zaman tam ödedik. Bütün işçilerimiz sigortalıdır. Bir keresinde fabrikaya geldim, baktım birisi var. Kim olduğunu sordum, teftişe gelmiş. "Müfettiş bey, fabrikayı gezip herkese tek tek sorabilirsiniz, dedim. Müfettiş, "Başkaları biz geldiğimizde başka kapıdan çıkar, siz bir de işçilerle konuşun, diyorsunuz." dedi. Çok şaşırdı.
Bir kere de vergi ödemesi için Bakırköy Vergi Dairesi'ne gittim. Benim arabam gösterişli değil. Müdür çağırdı, kahve ısmarladı. Ne iş yaptığımı sordu. Ciklet yapıyorum, deyince şaşırdı. "Bu kadar büyük fabrikalar var, sizin kadar vergi ödemiyor." dedi.
Baycan, Türkiye'nin en büyük kuruluşlarından birisi bildiğimiz kadarıyla.
Evet. 2004 yılında ilk 500 firma arsına girdi.
Şimdi kaç kişi çalışıyor?
550 kişi çalışıyor fabrikada. 1998 yılında Ülker ile ticari işbirliğine girdik. 2001 yılında da Ülker'le ortak olduk.
Bütün bu başarılı bir iş hayatınızla birlikte, bir çok güzel eser de kazandırdınız memleketimize. Okullar yaptırdınız…
Çivril'e 3 okul yaptırdım. Askerlik Şubesi, köy odası yaptırdım. Köydeyken, köyün mezarlığını çevirdim, köye yeni bir trafo alıp elektrik getirdim.
Bir okulunuzun şampiyonluğu da var.
İsmail Özcan İlkokulu, 1988'de voleybolda Türkiye şampiyonu oldu. Bayram Bey de bir eğitim sevdalısı bildiğimiz kadarıyla. Evet, ama o kendi adına okul yaptırmadı. Türk okullarına yardımcı oldu.
Kaynak : http://www.iktisad.org